Trump Başkan, Fenerbahçe Şampiyon mu?

Hits: 47

Merhaba;

Sabah erken saatlerde kalktığımda ilk işim her zamanki gibi Twitter timeline’nına bakmak oldu. Bakmamla Trump haberlerini görmem bir oldu. O saatlerde aralarında henüz 10 fark vardı ama işin ucu hemen hemen görülmüştü : Trump kazanacaktı!

Hani filmlerde olur; adam/kadın tam ölmek üzere ve uzun bir flashback olur, tüm hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi akıp gider ya; aynen bana da öyle oldu : Putin, Erdoğan ve şimdi de Trump.. Galiba yeni dünyada otokratik yöntemler ve söylemler izleyen liderler ve yönetimler revaçta. Tabi bunlara oy veren insanların da bu konuya dahil edilmesi ve insan ırkının üzerinde oluşan bu değişimin bilim adamları tarafından etraflıca tartışılması gerekiyor.

Bu insanlar ne demek istiyor? Kendilerini yalnız mı hissediyorlar? Bağırıp çağırıp, etrafa ayar veren, küfür eden, dünyayı takmayan, dünyanın O’nun etrafında döndüğünü zanneden liderler neden hoşuna gidiyor? Acaba bu dünyadan veya yaşam şekillerinden dolayı bir ümitsizlik mi var, boşvermişlik mi yoksa teslimiyetçilik mi? Hakikaten çok merak ediyorum. Kim, neden Trump’ı beğenir de oy vermek ister? Kadınlara söven, aşağılayan, ırkçı politikalar izleyeceğini söyleyen biri nasıl olur da çok popüler olur? Bu adamları göklere çıkaranlar ne yer, ne içerler?

Diyeceksiniz ki, bu işte toplumdan kopmuş elitist bir bakış açısı vs.. Hayır kardeşim; ne elitisti? Dipse en dibini, yüksekse de hayli yükseklerde bulundum, gördüm. Bugün işsiz kalsam, yarın ne yaparım diye düşünmem, illa ki birşey yaparım, pazarda limon sattım, ayakkabı boyadım, pastanede çalıştım, düğün salonu işlettim, kahvede ocakçılık yaptım, çeyiz ve bijuteri dükkanında çalıştım, marangozda çalıştım, fotoğrafçılık, barmenlik yaptım.. Hep ezildiğini, devlet otoritesinin onu görmezden geldiğini ama ülkesini seven insanlarla daha çok vakit geçirdim; boğazda veya yalılarda yaşamadım, diskolarda vaktimi harcamadım. Dolayısıyla elitist olayını bir geçelim.

Benim bakış açım; tamamen HÜMANİST olabilir, başka türlü adlandırılamaz! Ancak, insanlardaki bu yılgınlık, teslimiyetçiliği gördükçe; ailelerinden, kişisel olarak aldıkları eğitim, çevrenin olaylara bakış açısı, din ve mahalle baskısı ile ataerkil yaşam biçiminin getirdiği bir sürü duvar bu insanları oldukları yere hapsedip, dış dünya ile etkileşimini engelliyor. Tabi en önemli alt yapı ise : cehalet (Kulakların çınlasın İlber Ortaylı hocamız…). Ben cahiller diye bu insanları artık suçlayamıyorum, çünkü hadi bu arkadaşlar hakikaten kendileri iyi bir eğitim alamamış, hayatı ve çevresinde olup bitenleri sorgulayıp da kendi fikrini oluşturamamaış, bir bilen’in dediklerini kendine tek doğru olarak almım; peki üniversitede okumuş, çok değişik üst tabakalarda görev almış; mevcut durumda izlenen politikaların onda biri olduğunda zamanında sokağa çıkıp kavga bile etmiş kişilerin verdiği desteğe ne demeli?

Bu yazının bir kısmını hemen seçim sonuçlarının belli olduğu gün yazdım ve bıraktım, kalanını ise kasım ayının sonlarına geldiğimiz şu günlerde, öğretmenler gününün ertesinde yazıyorum. Bu hafta boyunca elimde bir kitap var : Felsefenin Kısa Tarihi. Asırlar boyunca; insanoğlulunun hayatı, evrende olup biteni anlama, anlamlandırma çabalarını anlatan ve öne çıkan büyük filozofların görüşlerini çok akıcı bir dille anlatıyor bu kitap, her kesin okumasını tavsiye ederim. Neyse; bunun yanında; AP’nin dondurma kararı, cinsel istismar, doların 3.4 barajını da geçmesi, ekonomik krizin çanlarının çalması ve mültecileri Avrupa kapısına gönderme tehditleri arasında;  o kadar çok gündem yoğun ki; birden bu yazıyı şu şekilde sonlandırma ihtiyacı duydum :

İnsanoğlu erozyona uğruyor! İnsanlığın çöküş dönemi başladı. Bu sonu hazırlayan ve hatta en hızlı bir şekilde ilerlemesini sağlayan bu “insanlıktan nasibini alamamış” liderleri durduracak bilinçli bir halk kitlesi yok ne yazık ki! Çok daha kötü günlerin bizi beklediği kesin, ancak insan olmamızın doğası ve diyalektiğin bir ilkesi olarak; hayat böyle işte : ölüm ve yaşam aynı anda. Çaresizlik ve umut beraber, koyun koyuna. İsteksizlik ve doyumsuzluk da sırt-sırta vermişler. Metroda ilerleyen bir tren misali; bir sonraki istasyona gidiyoruz ve kapı açıldığında bazılarımız bu istasyonda inecek bazılarımız ise yoluna devam edecekler, kalanları birçok KARANLIK yolculuk ve birçok istasyon daha bekliyor.

Turmp, Putin, Erdoğan.. Sizin istasyon da çok yakın. Hatırlatayım dedim..

Daha iyi bir dünyada buluşmak umuduyla,

Saygılarımla

Ali Bulut

Şişli

ali@alibulut.com.tr

You may also like...

Leave a Reply

Skip to toolbar